‘Hayata Dair’ Kategorisi için Arşiv

Kendi Kendine

Yayınlandı: 30 Mayıs 2015 / Hayata Dair
Etiketler:

Bir ömür bul kendinekendi kendine
yaşayacak
yada bir sevda bul
ıslanacak.
İçinden geçenleri dök kağıda,
aklında gezenleri söyle.
Sadece sen değilsin gezinip duran
kayalıklarda.
Bir uzak bul kendine
giderken ona kaybol.
git ama yeter ki
yeter ki
dön dolaş beni bul.

 

 

Reklamlar

HAYAT kısa !

Yayınlandı: 05 Ocak 2012 / Hayata Dair
Etiketler:, ,

Bugün genelde pazarlama üzerinde yazılar yazdığım blogumda bulduğum çok güzel bir video’yu daha doğrususu güzel bir manifestoyu, hayat felsefesini sizinle paylaşacağım.

Sözü uzatmadan video ve altında Türkçe açıklaması aşağıda

Bu senin HAYATIN
Sevdiğini yap ve sık sık yap.

Hoşlanmadığın birşey varsa, değiştir
İşini sevmiyorsan, bırak (ayrıl)
Yeterince vaktin yoksa, televizyon izlemeyi bırak.

Hayatının aşkını arıyorsan, dur!
Sevdiğin şeyleri yapmaya başladığında o seni bekliyor olacak.

Sürekli analiz yapmayı bırak, çok düşünme.
Hayat basittir.
BÜTÜN DUYGULAR GÜZELDİR
Yediğin zaman her lokman için şükret.

Zihnini, kollarını ve kalbini yeni şeylere ve yeni insanlara aç.
Farklılıklarımızla bir bütünüz.
İlk gördüğün insana tutkusunu, hayallerini sor ve kendi rüyanı da onlarla paylaş.

Sık sık gez, kaybolmak kendini bulmanı sağlayacaktır.
Bazı fırsatlar sadece bir defa gelir, sakın kaçırma.

Hayat,  tanıdığın insanlar ve onlarla yaptıklarından ibaret.
O yüzden çık dışarı ve birşeyler yap.

HAYAT KISA
Rüyanı yaşa, tutkularını giyin

 

Bu arada ayrıntılı incelemek istiyorum diyorsan buradan bak !

Ve tanrı insanı yarattı. Su kadar berrak bir akıl ve  varoluşun verdiği bilinmezlikle. Yeni doğmuş bir bebeği düşünün nasıl da her şeye meraklı, nasıl da önüne gelen her şeyi öğrenmek ve anlamak tutkusuyla yanıp tutuşmakta değil mi? Hata yapmaktan korkmuyor. Sıcağı nasıl öğrendi hatırlıyor musunuz?  Bir gün avuçladığı zaman sobayı elleri CIZZZ ettiğinde anladı. Düşmeyi nasıl öğrendi ya da kalkmayı; ayağı bir taşa takılıp dizleri kanadığında öğrendi. Ya sonra ne oldu ona; niye vazgeçti hata yapmaktan, niye vazgeçti öğrenmekten ve dünyayı, yaşamayı hata yaparak anlamaktan.  Sahi biz niye hata yapmaktan korkar olduk, niye kendi konforlu alanlarımıza hapsettik kendimizi. Yoksa unuttuk mu keşfettiğimiz en güzel şeylerin; aslında çocukça bir meraktan hata yapmaktan korkmadan yaşadığımızı. Çocukluğumuzu unuttuk mu ? Çocukça düşünmeyi ve çocukca yaşamayı unuttuk mu ? Yetişkinlerin çocuklara öğretmek kadar onlardan öğrenecekleri çok şeyler var. ( Aşağıdaki videoyu izleyiniz.)

Hep mantıklı kararlar vermeye yöneltiyoruz kendimizi “ kime göre neye göre mantıklı” verdiğimiz bu kararlar.

ÇIKMAZDA mıyız ? Yanlış kararlar verdiğimiz için değil doğru kararlar verdiğimiz için. Elimizdeki verilere dayanarak mantıklı kararlar verdiğimiz için. Mantıklı kararlar vermekteki en büyük sorun herkesin  aynı şeyi yapabiliyor olmasıdır. Belki de mantıklı kararlar sadece mantıklı görünüyorlardır olamaz mı ? Hepimiz bir toplumun içine doğup o toplumun normlarıyla şekilleniyoruz. Yaşayış tarzımız, düşüncelerimiz ve kararlarımızı sırf mantıklı olmak adına asıl değerli olandan uzağa doğru yol alıyor. Aldığımız eğitim, sahip olduğumuz çevre  bizi sürekli tek tip hale getirmek için elinden geleni ardına koymuyor. Bu yüzden her şeye tek çerçeveden bakıyoruz renk körüyüz;  geçmiş deneyimlerimizin, aldığımız eğitimin ve sosyal  çevremizin verdiği bir körlük bu. Aşırı toplumsallaşmanın verdiği bir afyon hâli.

Alışmamalıyız, alıştırmamalıyız kendimizi. Yenilemeliyiz. Deneyimlerimizi sürekli arttırmalıyız ama alışkanlıklardan da mümkün olduğunca uzaklaşmalıyız. Lokantaya gittiğimiz zaman daha önce hiç ısmarlamadığımız bir yemek yemeliyiz. Giysilerimizin renklerini değiştirmeliyiz. Eve giderken farklı bir yol denemeliyiz. Bulunduğumuz şehirde kaybolmalıyız. Çünkü  bir şeyi kırmadan düzeltemeyiz, kaybolmadan kendimizi bulamayız . Çocuklar gibi düşünmeliyiz, çocuklar gibi yaşamalıyız. Paplo Neruda’nın güzel bir şiiri var adı “Ağır Ölüm“.  “Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden, anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir. ” diyor şairBu güzel şiirinde olduğu gibi yaşayın, şiiri dinleyin ve yaşamınıza uygulayın ! Ağır ağır ölmeyin.   ( Şiir için Tıklayınız. )

Bilgi temkinli olmaya neden olur.  İşin sırrı çocuk kalmaktır.

Murat DURAK

Dijital devrimle birlikte fiziksel olarak yaşamlarımız değişmeye başladı. Zaman ve mekandan bağımsız hale geldik. Artık bilgi çağının belki de ikinci safhası olan bağlı çağdayız. Tüm araçlar artık birbirine entegre hale gelmeye başladı. Her şey bir organizmanın bir parçasıymış gibi birbirine etki edecek ve birbiriyle beraber çalışacak şekilde dönüşmeye başladı. Bunun yanı sıra artık insanlar da birbirine bağlı halde geldi, etkilemeye, etkilenmeye, aynı düşünceleri paylaşmaya ve farklı düşünceleri anlamaya başladı.

Dijital devrimle birlikte artık insan da birbirine etki eden ve entegre çalışan bu ekosistem içerisinde düşünsel anlamda dönüşmeye, çok farklı şeyleri yapmaya ve bu yaptıklarıyla kitleleri etkilemeye başladı. Artık herkes yazar; izliyor, gözlemliyor, deneyimliyor, yazıyor ve bu yazdıklarını bir basımevinin tekelinden veya bir medya otoritesinin süzgecinden  geçmek zorunda kalmadan kitlelerle paylaşabiliyor.  Artık herkes pop ya da rock yıldızı; müzik yeteneklerinin bir yapımcı tarafından keşfedilmesini beklemeden ya da saçma sapan programlara katılmadan müziğiyle duygularını kitlelere ulaştırabiliyor. Artık herkes fotoğraf sanatçısı veya yönetmen; hayata baktığı pencereyi, hayata baktığı renk tonlarını ve hayata baktığı kadrajları sevdikleriyle ya da sevmedikleriyle özgürce paylaşabiliyor.

Tüm bu değişimler dünyaya bir dalga şeklinde yayılıyor, artık tüm kültürler birbirlerini daha önce hiç olmadığı kadar etkiliyor. Yerel kültürler bu global dalganın özelliklerinden ister istemez nasibini alıyor. Bu durumun en önemli tarafı; insanları kültürel etnosentrizmin etkisinden kurtarmaya başlamasıdır. Bu sayede dünya üzerindeki tüm toplumların birbirlerini biraz daha fazla anlayabileceği, aynı dili konuşabileceği, farklı düşünceleri özümseyebileceği  bir ortam oluşuyor. Yaşasın dijital devrim.  🙂

Murat DURAK

Yaşamlarımız tasarımcıların kullandığı “kaleydoskop” adındaki aletin içersinde gerçekleşen olaylara çok benzerlik gösterir.

Nedir bu “Kaleydoskop” ?

Kaleydoskop, tasarımcıların bazen yeni desenler aramak için kullandıkları bir alettir. Bunun için küçük renkli cam parçacıkları vardır ve bunlara küçük bir prizma aracılığıyla bakıldığında her tür geometrik deseni görmek mümkündür. Bu aletin manivelasını her çevirdiğimizde bu cam parçacıkları yeni bir ilişki içerisine girer ve yeni bir desen ortaya çıkarırlar. Matematiksel olarak kaleydoskoptaki bu yeni kombinasyonların sayısı inanılmaz derecede çoktur ve aletin içindeki cam parçacığı sayısı ne kadar çok olursa yeni ve çarpıcı kombinasyonların oluşma ihtimali de o kadar artar.

Yaşamlarımızdaki cam parçacıklarının sayısı  arttıkça da aynı kaleydoskoptaki gibi bizi daha çarpıcı hale getirir. Örneklemek gerekirse; bedenimiz fiziksel olarak ne kadar çok yorulursa, ne kadar farklı besinlerle beslenirse, ne kadar farklı koşullar yaşarsa ve fiziksel olarak yaşadığı acı ve farklı deneyimler ne kadar artarsa o kadar güçlü hale gelir.

Aklımız; farklı ilgi alanlarımız arttıkça (felsefe, psikoloji, müzik, resim ), karşılaştığımız olayları kabullenmeden önce sorguladıkça ve ikilemlere düştüğümüz anlarda bile karar verebildikçe hem muhakeme yeteneğimiz artar hem de başkalarının 40 yıl düşünse bile aklına gelemeyecek, yaratıcı fikirler üretebilecek güçlü ve eşsiz bir zihne sahip olabiliriz.

Ve kalbimiz; kalbimizi göğsümüzdeki kafesinden çıkartıp avucumuzda taşıyabildikçe, aşık oldukça, bağlanmaktan korkmadıkça, acı çektikçe, kalbimizin içindeki cam kırıkları artıp musluk gibi kanadıkça yeteneklerinin doruklarına ulaşacaktır kalbimiz.

Cam parçacıklarımız arttıkça yaşamımızın desenleri ve renkleri de artacaktır. Ünlü bir film yönetmeni; “sahne dekorunda bir silah varsa o bir süs değildir, filmin sonunda mutlaka patlayacaktır.” Hayatımızdaki her şeyde olduğu gibi cam parçacıklarımız da bir süs ve angarya değildir, bizler için varoluşlarının bir anlamı vardır.

Yaşamaktan korkmayın; deneyin, yanılın, deneyimleyin. Sonunda göreceksiniz ki başkalarının sadece hayal edebildiği yerlerde olacaksınız.

Murat DURAK