Bir Reklam Mecrası Olarak İNSAN !

Yayınlandı: 18 Mayıs 2011 / Pazarlama ve Reklamcılık
Etiketler:, , , , , , , , ,


   Geçmişten günümüze kadar olan süreçte sektör diliyle mecralar, yani iletmek istediğimiz reklam ve pazarlama mesajlarını ulaştırdığımız kanallar, sürekli değişti. Önce basın ilanları, broşürler, dergiler TV  sonra da internet ve mobil hayatımıza girdi. Markalar kendi ürünlerinin satılmasını sağlamak için müşterilerine; bin bir yolla “ben buradayım !” ve “beni al !“  dedi. Önce gazete okurları okusun diye basın ilanları hazırlandı. Yıllarca gazete sahipleri tirajlarıyla övündü “şu kadar kişi gazetemizi okuyor, reklamınızı bize verin.” diye.  Sonra anladık ki gazete reklamlarına o kadar da bakılmıyor, zaten ülkemizde kimse doğru düzgün gazete almıyor, okumuyor. Alsa da çoğunlukla marketten eve gelirken koltuk altına iliştirip eşe dosta hava atmak için ya da bir şeye sarıp ambalaj niyetine kullanmak için alıyor.

Bir de TV var evvelden beri kullandığımız. İlk bakışta pek mantıklı geliyor. Çünkü  millet olarak TV’nin önünde uyanıp TV’nin önünde uyuyoruz. Bir çok evde dizi fanatikliğimiz hat safhada. Bu nedenle falanca dizinin reytingleri yüksek diye , reklamımızı izletmek için çuvalla para döktük. Sonra anladık ki; TV’de o kadar işe yaramıyor. Çünkü yüzlerce mesaja maruz kalan izleyici bizim milyon dolarlar döktüğümüz o reklamı sağ elinin baş parmağıyla zaplayaraktan tek hamlede çöpe atıyor 😦 Gerektiğinde tuvalet ihtiyacını gidermek için reklam arasını fırsat biliyor. Evin oğlu bilgisayar başında, evin ergen kızı konuştuğu çocukla mesajlaşıyor, babamız iş yorgunluğundan TV’yi açtığı yok v.s.  Sonrada  “yok efendim şu kadar kişi programımızı izliyor. Reklamınızı bize verin. “ diye önümüze de tuğla vari bir medya planlama araştırması raporu veriliyor. Çık çıkabilirsen işin içinden 😦

Son bir iki senedir de gittikçe artan bir yoğunlukta olmak üzere, 2000’lerin ortalarından itibaren hayatımıza online ve sonrasında mobil marketing girdi. Önceki  verdiğimiz TV ve gazete örneklerine nazaran daha etkili  ve görece daha ölçülebilir niteliklere sahip. Kitlesel iletişime göre daha ucuz ve hedef müşterilere ulaşmak için daha etkin. Takip yazılımları sayesinde müşterilerinizin sizin hakkında ne düşündüklerini ve konuştuklarını kısmen daha fazla öğrenme şansına sahip olabiliyorsunuz. Ama samimiyetsiz ve manipülatif bir tavır sergilediğinizde yüzünüze patlayan tokat da bir o kadar sert olabiliyor. 😦 Geleneksel medya gibi müşteriniz olsun olmasın, kişileri sandalyeye bağlayıp  kafalarından aşağı enformasyonu boca edemiyorsunuz. Bunun yanı size bu hizmeti veren kurum (reklamveren firmaların; yeni yöntemlerin bilgisizliğinden yararlanıp biz dijital ajansız deyip, bu işi iyi yapan firmaların da adını kirletenleri kastediyorum ) ; “şu kadar kişi banner’inize tıkladı, sitenize girdi, aplikasyonunuzu kullandı, fun page’inizi like’ladı “ , “Alın bu da raporu” dese de bu sürecin satışınızı ne kadar etkilediği ya da hangi nedenlerle etkilediği konusunda şüphelerim var. Çünkü kendimden örnek vermem gerekirse aynı anda 10’dan fazla sayfada gezinen, aynı anda YouTube’dan şarkı dinleyen, gtalktan yazışan biri olarak ben falanca sayfayı tıkladığım zaman ve sayfa açık olduğu halde reklam mesajını okumuyorum. Ölçümlemeler mekanik bir mantıkla sadece benim o sayfayı açmış olmamı ölçümlüyor. O anda sayfaya baktığımı, dikkatimi, ilgimi veya satın alma kararımı nasıl aldığımı ölçümlemiyor.

Bunun yanı sıra mecralar ve araçlar sürekli değişecekler. Bu nedenle insanların satın alma davranışının özünü anlamamız ve araçlarımızı bu doğrultuda tutarlı olarak kullanmamız gerekiyor. İnsanlar satın alınmış bir celebrity’nin sözüne, ya da afili bir reklam sloganına inanmıyorlar. İnsanlar tanıdıkları  ya da tanımadıkları normal bir insanın yaşadığı bir “yaşam deneyimine” inanıyorlar. Farkında olarak ya da olmayarak satın alma davranışını bu tip deneyim paylaşımları etkiliyor. Sosyal medyadaki yaşanan bu patlamanın özdeki nedenlerinden biri de bundan kaynaklanıyor. Bu nedenle marka sahipleri suni mecralara çuvalla para dökmek yerine müşterilerinin beklentilerini aşarak onları mutlu etmenin yollarını aramalılar ve onları kendi gönüllü reklam mecraları olarak kullanmayı bilmeliler. Bunu yaptıklarında  görecekler ki hem daha ucuz hem de daha etkin hem de daha etik bir yol bu.

Aşağıda müşteriyi gönüllü bir reklam mecrası haline getirmekle ilgili bir müşteri deneyimi paylaşıyorum. Tek cümleye dokunmadan direkt alıntı yapıyorum.

” iPhone4’un camini kirdim boydan boya. Apple Store’a goturup yenisiyle degistirmek -derdimi anlatmak dahil- 1dk30sn surdu. Tek kurus vermedim….. New York’tayim. Butun apple store’larda durum ayni… hatta once new jersey’de goturdum, ileri bir tarihte degistirirler diye. ama hemen degistirelim deyince, dur dedim, eve gidip bir yedekliyim once. sonra daldim unuttum onu. geldik new york’a girdik store’a. hemen degistirelim dedi, bir bakti sisteme.. sizin icin br tane ayrilmis new jersey’de zaten dedi. 🙂 kiz gelebilecegimi dusunup telefon ayirmis. sistem gercekten farkli. mutlu etmek icin calisiyorlar…

( Aşağıda yaşam deneyimi sunmak üzerine hazırlanmış VolksWagen‘ın bir kampanyası olan “Fun Theory” ‘nin video’sunu paylaşıyorum. )

Murat DURAK


Reklamlar
yorum
  1. Gökhan Oskay dedi ki:

    Murat Bey bizde iphone4 alıp camını kırmayı denesek, herhalde derdimizi anlatmamız birkaç gün alır, onların geri dönüşümü ise birkaç yıl sürer 🙂

  2. Murat DURAK dedi ki:

    Gökhan Bey, sanırım ülkemiz için buna daha epey bir zaman var 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s